Alevilik ve Bektaşilik Araştırmaları Sitesi

  • Full Screen
  • Wide Screen
  • Narrow Screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Araştırmalar Türkçe

Makalelerde yer alan görüşler yazarlarına aittir. Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Sitesini bağlamaz.

Cem Dergisi'ne

Yazdır PDF

Ali Yaman

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Geçmişte kısa bir dönem Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yaptığım bir dergi ile ilgili istemeyerek de olsa bu yazıyı kaleme alıyorum. Çünkü en azından bundan sonra böyle yanlışlıkların yapılmaması için bu yazımın katkısı olabilir diye düşünüyorum.

Cem Dergisi 109. sayısında sayfa 14’te bulunan resim bana aittir. Alevilik adına yayınlanan bir derginin kul hakkına nasıl uyduğunu ibretle görüyoruz.

koc.gif (189561 bytes)Peki bu resmin Cem Dergisi arşivinde ne işi var. Dilerseniz bu noktayı da aydınlatalım. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi işbirliği ile hazırlanan “Erenlerin İzinden Belgeseli”nin hem metin yazarlığını ve hem de Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri danışmanlıklarını üstlenmiştim. Bu resim de bu belgeselin çekimleri sırasında 1 Kasım 1999’da ziyaret ettiğimiz Tunceli’nin Pülümür ilçesi Sağlamtaş (Çirik) Köyü yakınlarındaki bir mezarlıkta çektiğim koç başlı mezar taşlarındandı. Daha sonra bu filmleri tab ettirdim ve bu resim film negatiflerim içerisinde 8 numarada bulunmaktadır. Daha sonra o dönemde Cem Dergisi Genel Yayın Yönetmeni olan Murat Küçük benden bu gezileri dergide yazmamı istedi. Ben doktora tez çalışmalarımın yoğunluğuna karşın kendisine iki makale hazırladım ve makaleleri götürdüğümde gezi sırasında çektiğim resimlerden de götürdüm. Resimleri makalelerimde kullanabileceklerini sonra da iade etmeleri gerektiğini ifade ettim. Onlar da kabul ettiler. Birinci makalem sayı 96, 34-36. sayfalar arasında “Seyyid Baba’dan Üryan Hızır’a, Kısas’tan Kantarma’ya... Ziyaretler, Ocaklar...” adıyla yayınlandı. Bu makalemle götürdüğüm resimlerden ikisi yayınlandı. Konunun devamı niteliğindeki ikinci makalem de “Derviş Muhammed’den Ağuiçen’e, Pir Sultan’dan Baba Mansur’a Ziyaretler Ocaklar ” adıyla sayı: 97, 36-37. sayfalarda yayınlandı. Bu makalemle de götürdüğüm beş resim yayınlandı. Bu iki makalemde de götürdüğüm resimlerin yayınlanması doğrudur. Çünkü öyle söylemiştim sayın Murat Küçüke. Daha sonra benim resimlerim iade edilmedi. Dergi arşivinde kaldı. Hadi neyse kalsın. Ama bir bakıyorum ki derginin 108. sayısında hiç iznim alınmadan ve isim de belirtilmeden Tunceli’de çektiğim resim kullanılıyor.

Devamını oku...

Kızılbaşlık ve Türkmenler (1)

Yazdır PDF

aaa_mezar.gif
Vatan Özgül

(29.07.2001)

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Osmanlı tarihlerinde, mensup olunan boy, ulus veya etnik kimlik yerine, kişilerin ön plana çıkması, devlet hizmetindeki Türkmen beylerinin mensup oldukları aşiretlerin tespitine imkan tanımadığı gibi, büyük siyasi olayların etrafında odaklanan tarih yazıcılığı, konar-göçer(2) Türkmen topluluklarının içtimai vaziyeti ve yaylak-kışlak hayatları boyunca meydana getirdikleri olaylar hakkında da kayda değer bilgiler vermemektedir. Osmanlı tarihleri, Türkmenleri ya isyanlar vaki olduğu zaman veyahut Akkoyunlu ve Safevi Devleti ile Osmanlı Devleti’nin mücadeleleri esnasında anmakta, Safevi Devleti hizmetindeki Türkmenler için ise sıklıkla “Kızılbaş” tabirini kullanmaktadır. Bundan dolayı, Türkmenler, tarihlere daha çok sosyal ve iktisadi düzeni tehdit eden düşman unsurlar gibi yansımıştır. Bununla birlikte, Osmanlı Devleti’nin kuruluşu esnasında Osmanoğulları’nın ataları, konar-göçer Türkmenler olarak tasnif edilmesi Türkmenlik’in yerinilecek bir husus olmadığı, bilakis yerleşik hayatın temsilcileri tarafından da övünülecek bir özellik olarak mütalaa edildiği anlaşılmaktadır.(3)

Akkoyunlu ve Karakoyunlu devletlerinin temelde Türkmen aşiretlerine dayanması ve bu devletlerin siyasi hayatında boy ve oymakların müessir bir rol oynaması, bu devirde yazılan tarihlere de yansımaktadır. Siyasi rolleri itibariyle ön plana çıkan şahısların mensup bulundukları kabileler, onların adları ile birlikte anılmakta ve böylece aşiretlerin devlet içindeki fonksiyonunu tespit etmek mümkün olmaktadır.(4)

Devamını oku...

ALEVİLİK HAKKINDA 4 BİLİMSEL TOPLANTI VE SUNULAN BİLDİRİLER

Yazdır PDF

 

(02.12.2001)

  • ERVAK 1. ULUSLARARASI TÜRK DÜNYASI VE EVLİYALARI KONGRESİ BİLDİRİLERİ, 13-16 Ağustos 1998, Ankara, 1998.
  • Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi,I. TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELİ SEMPOZYUMU BİLDİRİLERİ, (22-24 Ekim 1998-ANKARA), Ankara, 1999.
  • I.ULUSLARARASI HACI BEKTAŞ VELİ SEMPOZYUMU BİLDİRİLERİ, (27-28-29 Nisan 2000-ANKARA).
  • ULUSLARARASI ANADOLU İNANÇLARI KONGRESİ BİLDİRİLERİ, (23-28 Ekim 2000-ÜRGÜP), Ankara, ERVAK Yayınları, 2001.

1. Bilimsel Toplantı:

ERVAK 1. ULUSLARARASI TÜRK DÜNYASI VE EVLİYALARI KONGRESİ BİLDİRİLERİ, 13-16 Ağustos 1998, Ankara, 1998.

--Prof. Dr. İlhan Başgöz: Türk Toplumunda Dervişin Sosyal Fonksiyonu, s.1-8.

--Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın: Sarı Saltuk’un Türbe ve makamları Üzerine, s.9-28.

--Prof. Dr. Metin Akar: Kutup Osman Efendi ve Kıbrıs’ta bıraktığı izler, s.29-42.

Devamını oku...

MUT YÖRESİ TAHTACILARI (KUMAÇUKURU - KÖPRÜBAŞI - YEŞİLYURT (SINAMIŞ) KÖYLERİ DÜĞÜN GELENEĞİ

Yazdır PDF

Hakan Yıldırım

(05.12.2001)

Ne güzel bir ananemizdir düğün törenleri. Birbirini seven insanlar, yöredeki tüm dostların desteği ve katkısı ile mutlu bir geleceğe adım atma yolunda ilk girişimlerini yapmaktadırlar. Güzel yurdumuzun dört bir köşesinde ayrı güzelliklerle yapılır bu törenler.

Her yörenin örf ve adetleri gereğince, değişik şekillerde yerine getirilir bu mutlu ve kutlu görev. Ama özüne baktığınızda anlamı ve anlattıkları hep aynıdır. Bunun sebebi ise kanımızca; ÖzTürkler olarak bu geleneği sürdüren toplulukların , genel olarak aynı topraklar üzerinden göçe başlayarak, hemen hemen aynı güzergahtan geçerek değişik bölgelere dağılmaları ve ananelerini unutmadan yaşamalarıdır.

Ancak, günümüzde köy bazında topluluğun bozulmaya başladığı ve kentleşmenin hızlandığını göz önüne alırsak, anlatacağımız uygulamanın bugünlerde çok az olduğunu da kabul etmek lazımdır.

Biz sizlere, Mersin İli Mut yöresinde yaşayan tahtacı obalarının (Kumaçukuru, Köprübaşı ve Meydan-Yeşilyurt bölgesinde yaşayan) Düğün geleneklerini anlatacağız. Bu çalışmamızda Katkılarını esirgemeyen Annem Elif ve Kumaçukuru köyünden Dost Hasan ŞAHİN’ e teşekkür etmeden konuya girmeyi uygun bulmuyorum.

Tahtacı topluluklarında tamamına yakın olarak kendi içinden kız alıp kız verme geleneği mevcuttur. Civar köylerden de kız alınıp verilir. Ama esas kıstas, Alevi-tahtacı olmasıdır. Medeni yasa kabul olmadan önce de tahtacılar tek eşle evlenmişlerdir. Ve bu adeti hiç bozmamışlardır. Gayrı meşru yaşam kesinlikle kabul edilemez bir olgudur.

Birbirine gönül veren gençler ailelerin karşılıklı konuşup anlaşmasıyla evlendirilir. Ailelerin karşı çıkıp, gençlerin evlendiği de oluyor. Kız kaçırma olarak bilinen bu olay, günümüzde tahtacı obalarında nadirdir. Tahtacılarda başlık parası uygulaması yoktur. Ancak Heybe(hebe, heğbe de denilen çift gözlü çanta biçiminde bir örgü) içi *(1) denilen adet vardır.

Devamını oku...

“Bektaşilik”, TARİH DÜNYASI

Yazdır PDF

aaa belge03

  • “Alevi köylerinin ekserisinde ve birkaç köy arasında birer “dede” bulunur. Babagân kolundaki Bektaşilerin, kendisine intisap edip “Baba diye tanıdıkları, hürmet ve itaate mecbur oldukları bir başları olduğu gibi, bunların da “dede”leri vardır.

Bu dedeler, onlarca mutlaka büyük bir nesile, büyük bir soya mensuptur. Dedelerin hepsi kendi iddialarına göre soylarını on iki imamdan birine veyahut da “Kızıl Deli”, “Hacem Sultan”, “Karaca Ahmed”, “Abdal Musa”, “Sarı Saltuk” gibi Bektaşi büyüklerine çıkarırlar.

Her dedenin, kendi köylerinden ve bulunduğu yerlerden başka da idare etmekte oldukları mıntıkaları vardır. Oralarda gezerek gûya irşad vazifelerini görürler, kendine mensup olanların nikahlarını, düğünlerini yapar, çocuklarının isimlerini koyar ve cenazelerini yıkarlar ve kendi gidemedikleri yerlere, kendi namlarına bir vekil koyarlar.

Bu dedeler içinde, mektep ve medrese görmedikleri ve hatta okuyup yazma bilmedikleri halde, “Hece” vezniyle şiir söyleyenler vardır. Mutlaka saz çalmasını da bilirler. Çünkü önlerinde saz bulunmak ve çalınmak yollarının erkânından addolunur. Bu dedeleri Hacı Bektaş Çelebisi intihab veya mezun ederek, ellerine Bektaşi babalarında olduğu gibi bir (icaze), yani mezuniyetname verir. Şu kadar var ki, Bektaşilerde tarikata mensup olan herkesin baba salâhiyetini alması mümkün olduğu halde, bunlarda herkes dede olamaz. Vefat eden bir dedenin kardeşi ve oğlundan yani kendisi herhangi bir büyük soya mensup onlardan başkası dede yapılamaz.”

Fergana Vadisi'nde Bilinmeyen Yesevi İzbasarları: “LAÇİLER”

Yazdır PDF

Bölüm (1): Kırgızistan’da Araştırmalar

kirgiz ferganaie
Bu resim Fergana Vadisi'nde Laçiler hakkinda görüştüğümüz bir Kırgız aksakalı. Fotoğrafı Ali Yaman tarafından 2003 Temmuzda çekildi.

Bu makale Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş Veli ve Türk Kültürü Araştırma Merkezi dergisinin 29. sayısında “Kırgızistan’da Bilinmeyen Yesevi İzbasarları: Laçiler” başlığı ile yayınlanmıştır. Özbekistan’daki araştırmalarımız ise daha sonra yine aynı dergide yayınlanacak ve burada ikinci bölüm olarak sunulacaktır.

Devamını oku...

Fergana Vadisi'nde Saçlı İşanlar Hareketi ve Yasevilikle Bağlantısına Dair

Yazdır


Büyük mutasavvıf ve Pir-i Türkistan, Hazret-i Sultan gibi lakablarla anılan Ahmed Yesevi tarafından kurulmuş olan Yesevi Yolu, tarihsel süreç içerisinde Orta Asya başta olmak üzere Türklerin yayıldığı coğrafyalara doğrudan veya dolaylı olarak etkilerde bulunmuştur. Böylece Yesevilik ya başka adlar altındaki sufi tarikatleriyle yaşamayı sürdürmüş veya başka tarikatları ayin ve erkan bakımından etkilemiştir. XX. Yüzyıla gelindiğinde Orta Asya’da faal olan ve Yesevilikle bağlantılı denilebilecek dini topluluklar Laçiler ve Saçlı İşanlar olmak üzere ikiye ayrılabilir. Bu toplulukların yoğunlaştığı bölge Fergana Vadisi olarak bilinmekte olup Orta Asya’da İslam denilince ilk akla gelen bölge olmaktadır. Bunun nedeni ise bölgenin tarihinde ve sosyo-ekonomik yapılanmasında aranmalıdır.

Fergana Vadisi’nde yoğunlaşmış olan Laçi tarikatına mensup toplulukları başka makalelerimizde ele aldığımız için burada değinmeyeceğiz. (Yaman, 2004a, 2004b) Saçlı İşanlar hakkında sınırlı sayıda Rusça kaynak dışında literatürde ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Batıdaki ve Türkiye’deki konunun uzmanları ise bu kolu A. Bennigsen’in çalışmaları ile duymuşlardır. Bunların dışında pek bilgi bulunmamaktadır. Biz burada gerek Sovyet dönemi kaynakları gerekse bölgedeki alan çalışmalarımıza dayanarak Saçlı İşanlar hakkında bilgiler sunmak istiyoruz. Yesevilik araştırmalarımız çerçevesinde Sovyet kaynaklarını[1] incelerken bazı araştırmacıların bu tarikatı Yesevilikle ilişkili veya onun bir kolu olarak sunmaları üzerine bu konu hakkında daha ayrıntılı bilgi edinme ihtiyacı duymuştuk. İşte bu makale bu çalışmayla ortaya çıkan bulguların giriş niteliğinde genel bir sunumu olarak görülmelidir. Saçlı İşanlar (Rusça: Волосатых ишанов, Kırgız Türkçesi: Çaçtuu Eşandar) Fergana Vadisinde ortaya çıkmış ve bugün bize göre artık aktif olmayan bir hareketin adıdır.

Devamını oku...

Sayfa 8 / 15

You are here: Araştırmalar Türkçe Araştırmalar