Alevilik ve Bektaşilik Araştırmaları Sitesi

  • Full Screen
  • Wide Screen
  • Narrow Screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Alevilik Söyleşileri 6: Ali Yaman

Yazdır PDF

Türkiye, yıllarca çoğulcu bir demokratik sistem inşa edemeyişinin sancılarını yaşadı. Değişen bağlam ve aktörlere rağmen, hala bu sancıları yaşamaya devam etmektedir. Çoğulcu ve adil olmayan bir anlayışın, toplumsal barışı inşa etmesi mümkün değildir. Türkiye’de tekçi ve otoriter devlet anlayışı, farklılıkları hep tehdit olarak gördü. Sistemli olarak ya asimile etmeye ya da baskılarla sindirmeye çalıştı. Herkese belli bir kısım anlayış ve pratikleri dayattı. Otoriter laiklik, milliyetçilik ve Sünnilik olarak ortaya çıkan bu anlayış ve pratikler, devlet zoruyla farklılıkları bastırdı ve çeşitliliği topluma tehdit olarak algılattı. Farklı kimlik ve aidiyetlere yaşam hakkı tanıma konusunda hiçbir zaman istekli olmadı. Yeri geldi laiklik, yeri geldi milliyetçilik, yeri geldi Sünni İslamcılık devreye girdi ve farklı toplumsal kesimleri dışladı.

Yazının tümü için tıklayınız.

Çoğulculuk, Çoğunlukçuluk ve “Mezheplerüstü”lük Ekseninde: Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersleri

Yazdır PDF

Çoğulculuk, Çoğunlukçuluk ve “Mezheplerüstü”lük Ekseninde:
Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersleri

Doç. Dr. Ali YAMAN1

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 7
2005 yılından bu yana zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) Dersleriyle ilgili gelişmeleri ve müfredatı izlemeye çalışıyorum. AİHM’e Alevilerce yapılan başvuru ve dava süreçlerinde de uzman olarak görüşlerimi ifade ettim. Ama aynı şekilde Alevi Çalıştayları sonrasında kurulan komisyonda da bu derslerin nispeten daha iyi hale getirilmesine katkı sunmak üzere bulundum. Alanı bilen ve akademik çalışmaları da bu doğrultuda olan bir akademisyen olarak, Alevi-Bektaşi toplumunun inanç/kültür dünyasını olduğu gibi yansıtmaya uğraştım. Ama gelin görün ki, bu konu bilimsel zeminde tartışılabilecek bir mesele olmanın ötesinde bir siyaset, bir zihniyet, bir mezhepçilik meselesi olarak, Türkiye’nin önünü tıkamaktadırlar. Devleti yönetenlerin, bu zamana kadar pek de iyi bir sınav vermeyen din/diyanet/eğitim bürokrasisini kılavuz alması ne yazık ki Türkiye’ye zarar getirmektedir.2 Türkiye ulusal alanda çoğulculuğa uygun bir anlayışı yerleştirememekte, uluslararası alanda da inanç özgürlüğü bakımından çağa yakışan bir duruma kavuşamamaktadır. Statükocu zihniyet kendi mezhepçi duygularını tatmin etmek uğruna, bir ülkenin geleceğini adeta karartmaktadır. Çözüm Türkiye’nin çıkarlarının çoğunlukçu değil, çoğulcu bir anlayışın hayatın her alanına hakim kılınmasından geçtiğini kavramaktan geçmektedir. Siyasilerin anlaması gereken de kısa vadeli siyasi çıkarların ötesinde, her alanda bütün yurttaşların kendisini mutlu hissedeceği bir sosyal hoşgörü ortamının şartlarını sağlayacak adımları atmaktır. 12 Eylül rejiminin mirası ve 1982 Anayasası’nda da yer alan Zorunlu bir ders gerek müfredat gerekse eğitim kadrosu bakımından belli bir din anlayışını vermeye çalışmaktadır. Bu makalede zorunlu DKAB derslerine ilişkin süreç, derslerin içeriği ve son gelişmeler incelenmeye çalışılacaktır:

Öncelikle ifade etmek isterim ki bu derslerin bu haliyle ve bu öğretmen kadrosuyla okutulması çoğulculuğa ve nesnellik ilkesine aykırı bulunmaktadır. Seçmeli hale getirilmesi gerekmektedir. Dersler her ne kadar mahkeme süreçlerinde bir din kültürü ve dinler tarihi dersi şeklinde savunmalarla sunulmakta ise de belli bir mezhebe dayalı içerik bu söylenenlerle bağdaşmamaktadır. Hal böyle iken Türkiye’de din hizmetleri/eğitimi ve milli eğitim camiasına hakim görüş, zorunlu DKAB derslerinde “mezheplerüstü” bir anlayışın hakim olduğu yönündedir! Yine bu anlayışa göre bu bir din dersi olmayıp “kültür” dersidir. Ne hikmetse bu “kültür” dersinin her yanı belli bir dini anlayışın öğretimine hasredilmiştir. Dersin adı ile içeriği arasında bir gerilim bulunmaktadır. Din kültürü ve ahlak dersi ama, içerik dini bilgilerin öğretimi ve bazen uygulamalı eğitimi şeklinde işlenmektedir. Çeşitli ibadetler sayfalarca resimlerle, şiirlerle sunulurken, “öteki” olana ilişkin yok sayılıyor, görmezden geliniyor. Kitabın ilgili bölümüne bir cümle dahi çok görülüyor. 12 Eylül darbesinden yaklaşık otuz yıl geçmesine karşın bu kitaplardaki belli bir mezhebe anlayış neden korunmaya çalışılıyor? Çalıştaylar sonrasında 26 Şubat 2010 tarihinde Başbakan’ın düzenlediği ve sanatçıların davet edildiği Demokratik Açılım toplantısında söylediği iddia edilen ve basında da yer alan “…Bu işi mutlaka sizin istediğiniz şekilde çözeceğiz. Merak etmeyin.”3 sözleri de öylece orta yerde durmaktadır.

Devamını oku...

ALEVİ OLUNABİLİNİR Mİ?

Yazdır PDF

Telefondaki ses serzenişliydi. Tıp doktoru olduğunu söylüyordu. Tüm yaşamını insanların derdine derman olmaya adamıştı. Doçent olarak emekli olmuş günlerini araştırmaya vermiş, Aleviliği incelemişti. Bunca haksızlığa rağmen yüzyıllarca nasıl ayakta kalabilmişti. Onun merakıyla araştırmıştı. Sonunda bize ulaşarak yüreğinde yanan ateşi anlattı:

- Ben Alevi olmak istiyorum, dedi telefondaki ses.
- Alevi olabilirsin, dedim.
- Alevi olmak için Alevi ana- babadan doğmak gerekiyormuş, kayıtlarınız öyle yazıyor, dedi.
- Bu Aleviliğin söylemi değil, tam aksine Sünniliğin söylemidir. Aleviliğin önünü kesmek için aslı olmayan propagandadır. Yetmiş iki milleti kucaklama sevdasında olan inanç; nasıl olur da, Alevi olmak isteyenlerin önüne set oluşturur. Bu Aleviliğin inanç yapısına terstir.
- Ama bu savı sizin kaynaklarınız yazıyor.
- Sayın Hocam, bu güçlü propagandaya Aleviler bile inandırılmıştır.
- Öyle ise?
- İzniniz olursa sorunuza yanıt vereyim: Alevi: Hz İmam Ali’nin soyundan gelip de onun tasavvuf yolunu izleyenler ile onun soyundan gelen (Seyitlere) bir mürşide ikrar verip bağlananlara denir. Alevi sözcüğü bir soyun adıdır. Hz İmam Ali’nin ev halkı olarak kabul edilenler anlamındadır. Sonra dan o yola ikrar verip bağlananlar da bu tanıma dâhil olmuşlardır. İslam’ın kutsal kitabı Kur’an der ki:
Ey Muhammed! De ki: Size getirmiş olduğum kurtuluşa karşılık bir ücret istemiyorum. Yalnızca Ehl-i Beyt’ime meveddetdinizi istiyorum” (Şura, 23)

 Ayette de ki meveddet sözcüğü mutlak sevgi ve bağlılık anlamındadır.

 Bu sevgi ve bağlılık kimin tekelinde olabilir ki?

 Alevi ana baba dan doğmayıpta sonradan Alevi olunabilecek ayete gelince:

 ”Nuh Rabbine seslendi: Rabbim! Oğlum benim ailemden di, doğrusu senin vaadin elbette haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.
Allah: Ey Nuh! O senin ailenden sayılmaz, çünkü kötü bir iş işlemiştir. Öyleyse bilmediğin şeyi benden isteme. İşte sana öğüt, bilgisizlerden olma.”(Hud, 45 46)

Devamını oku...

10.01.2015: Karacaahmet Sultan Dergahı'nda Mehmet Yaman Dede anısına Lokma ve anma paneli

Yazdır PDF

 

 

Mehmet Yaman Dede anısına Lokma ve anma paneli

Tarih 10.01.2015
Yer Karacaahmet Sultan Dergahı
Katılanlar

11.01.2015: Ortadoğu ve Türkiye'de AB ve ABD Politikalarında Alevilerin Konumu

Yazdır PDF